Hatay

14:08:17

GMT +03:00

Bugün
27º
Az bulutlu
21º / 32º
  • Ça
    22º/32º
  • Pe
    21º/32º
  • Cu
    22º/30º
  • Ct
    21º/30º

Roma döneminde altın çağlarını yaşamış, sonrasında yaşadığı büyük doğal felaketler nedeniyle tarih sahnesinden yavaş yavaş silinmiş, bir zamanlar dünyanın en büyük kentlerinden biri olmuş Antakya; yolların, dolayısıyla kültürlerin ve dinlerin buluştuğu özel bir kent. Antakya’nın ihtişamlı geçmişi ve kültürel renkleri, bu kenti ziyaret edeceklere çok özel bir gezi sunuyor. Antakya, farklı bir Türkiye görmek isteyenleri bekliyor.

Bölgede yapılan kazılar, Antakya’daki ilk yerleşimin M.Ö. 3000-4000 yılına kadar uzandığını gösteriyor. Ancak bölgedeki yerleşimin bir kent haline gelmesi, Helenistik dönemde M.Ö. 300 yılı civarında gerçekleşmiş.

Kent, Romalıların hâkimiyeti içinde olduğu zamanlarda bulunduğu konum nedeniyle Roma’nın en büyük kentlerinden biriymiş. Bu dönemde 300.000 nüfusa ulaşan kent, Roma’nın en büyük üçüncü kenti haline gelmiş.

Kent, M.Ö. 64 yılında Romalıların hâkimiyetine girmiş. Bu tarihten sonra Antakya için altın çağ başlamış.

M.Ö. 47 yılında Sezar’dan bağımsızlığı alan kentte bu dönem içinde birçok kamu binası yapılmış.

Bulunduğu konum nedeniyle tüm yolların ortasında olan Antakya, farklı inanışların buluştuğu kent olma özelliğini tarih boyunca korumuş. İsa’nın ölümünden sonra Hıristiyanlığı yaymak için çalışan havarilerden Pavlos, Barnabas ve Petrus, Antakya’yı Hıristiyanlığın yayılması için bir merkez haline getirmişler. İncil yazarlarından Matta’nın da, İsa’nın hayatını Antakya’da yazdığı biliyor.

Roma döneminde Antakya’nın inişli çıkışlı bir hayatı olmuş. Nüfusuyla Roma’nın en büyük kentlerinden biri olan Antakya, Olimpiyat oyunları düzenlenen bir kent haline gelmiş. Kentte yapılan imar faaliyetleriyle kent, birçok önemli eser kazanmış.

İmparator Septimus Severus, imparatorluk mücadelesinde rakibi Niger’i desteklediği için Antakya’yı cezalandırarak bir köy haline getirmiş. Birkaç yıl sonra kenti affederek kentin tekrar eski günlerine dönmesini sağlamış.

Ancak bu sefer de yangınlar ve büyük depremler kenti tahrip etmiş. 13 Eylül 458’de gerçekleşen deprem ve sonrasında çıkan yangınlar, neredeyse kentin tamamına zarar vermiş. 525 yılında çıkan büyük bir yangın, kentteki birçok binanın kül olmasına neden olmuş. Bir yıl sonra, 526 yılında olan depremde kentte yüz binlerce kişi ölmüş. Zincirleme felaketler ilerleyen yıllarda da devam etmiş. 528 yılında yine bir deprem olmuş ve kentin tüm surları yıkılmış. 542’de Mısır’dan gelen veba salgını kenti vurmuş. 557 yılında başka bir deprem ve 560 yılında yeni bir veba salgını sonrasında kent halkı kentin lanetlenmiş olduğuna inanmaya başlamış ve dağlara kaçmış.

Giderek önemini yitiren kent, Roma’nın ikiye bölünmesi sonunda Bizans’ın elinde kalmış. Sonrasında ise Ömer zamanında İslam orduları kenti almışlar. Böylece dokuz asırdır süren Roma hakimiyeti sona ermiş. Birkaç yüzyıl sonra kent tekrar Bizans’ın eline geçmiş.

Kent ilk defa 1084 yılında Kutalmışoğlu Süleyman Bey döneminde Türk hâkimiyetine girmiş.

Haçlı Seferleri sırasında haçlı orduları 1098’de kenti alarak Antakya Prensliği’ni kurmuşlar. Bu hâkimiyet de yaklaşık 170 yıl sürmüş ve Memluklular tarafından sona erdirilmiş.

1516 yılında ise Yavuz Sultan Selim kenti Osmanlı topraklarına katmış. I. Dünya Savaşı’na kadar Osmanlı elinde kalan bu kent, Osmanlı döneminde iyice önemini yitirmiş. Halep’e bağlı bir kasaba olarak yaşamını sürdürmüş.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Hatay, Fransızların hâkimiyetine girmiş. Savaş sonrasında Türkiye ve Fransa için büyük bir sorun haline gelen Hatay’ın Türkiye’ye katılımı 1939 yılında gerçekleşmiş. Bu katılımdan önce ömrü yaklaşık bir yıl süren “Hatay Cumhuriyeti” adlı bir devlet, kentin bu geçiş dönemini yaşamasını sağlamış.